Likya Yolu: Işık Ülkesi’ni Adımlarken
Ersin Demirel
✍️ Editörün Notu
Bu rehber, uzman yol arkadaşımız Ersin Demirel tarafından kaleme alınmıştır. Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotası olan Likya Yolu‘nun ruhunu anlamak isteyen tüm doğa tutkunları için bir başucu kaynağı niteliğindedir.
Likya Yolu Serüvenine Giriş: Gitmek ve Özgürleşmek
Seyahat etmenin artık bir alışkanlığa dönüştüğü günümüzde, ‘gitmek’ olgusu bireylerin yaşadığı en önemli özgürlük duygusudur. Çoğumuz mekanikleşen bir yaşamı, metropol köleliğini, kuşatılmışlığı ve tekdüzeliğin hakim olduğu bir hayatı yaşıyoruz. Standartın ve alışkanlığın kolaylığını seçiyor, giderek doğaya ve kendimize yabancılaşıyoruz. Oysa seyahat etmenin cazibesi, gizemli ayrıntılarla dolu uzakları ve yeni insanları tanımanın zenginliği hiç bir şeyle kıyaslanamaz.
Diyelim ki işlerin, aşkın, hayal kırıklıklarının canınızı acıttığı günlerin birinde, bahar geldi zamansızca. Ne yaparsınız? Beklenilmeyen ve hazırlanılmamış bir yolculuk ateşi düşmez mi içinize? Bu kez değişik bir ‘yol’dan söz edeceğiz size. Eşyalarınızı toplayıp, haritaları önünüze serip sizi büyük kentlerden kaçıracak planları yaptıktan, aracınıza atlayıp uzun mesafeler katettikten sonra, tam menzile ulaşma duygusunu yaşadığınızda, ‘yeni başlayan’ bir yol bu.

Yine böyle gitmelerden birinde, Kaş çevresini dolanırken Likya Yolu tabelalarıyla karşılaşıyorum. İçimi yeni bir heyecan dalgası kaplıyor. Araştırmaya ve bilgi toplamaya başlıyorum. Rastlantının zenginliği karşıma Barış Doğru ve Metin Yeğin’i çıkarıyor. Bir ekip oluşturup hazırlıklara başlıyoruz. Projeyi hazırlayan İngiliz vatandaşı Kate Clow. Baştan sona uluslararası işaret sistemi ve tabelalarla belirlenmiş olan güzergah, Türkiye’nin ilk işaretlenmiş en uzun trekking rotası unvanını taşıyor.
Tarihi ve doğal güzelliklerle bezenmiş parkur, eski göç yolları üzerinden geçiyor. Ölüdeniz-Ovacık’tan başlayan patika, Akdeniz’in gizli koylarından yüzlerce metre yükseklere tırmanıp, sizi gizemli Likya Antik Kentleri‘nde ağırlayarak, Antalya ili batı girişindeki Sarısu Mahallesinde sona eriyor.
Fethiye’den Kabak Koyu’na: Likya Yolu Başlıyor
Şafakta yürüyüşe başlıyoruz. ‘Montana Tatil Köyü’ sapağındaki tabela bize kılavuzluk ediyor. 1969 m. yüksekliğinde heybetli Baba dağının eteklerindeki patikadan yavaş yavaş yükselmeye başlıyoruz. Ölüdeniz’in kartpostallara fotoğraf verdiği bu noktadan manzara müthiş: Suyun turkuazdan derinlere doğru lacivertleşen tonu, Ölüdeniz’in altın rengi hilalinin arkasındaki hayalet adalar, ötelerde Fethiye körfezinin adeta göl halindeki silüeti…1000 m. dolaylarında Karaağaç, sonrasında Kirme ve öğlene doğru Faralya’ya varıyoruz. Kelebekler vadisine hakim bir uçurumun kenarına oturup özgürlüğün ve doğanın tadını çıkarıyoruz.
Öğle molasının ardından hedefimiz Kabak Koyu. Bir tarafımızda çam ağaçları, diğer yanda Akdeniz, patikada ilerliyoruz. Belen mezrasındaki çiçek tarlası büyüleyici, Barış fotoğraf makinesine sarılıyor hemen. Gün batmaya yüz tutarken, ağaçların arasından bakir Kabak Koyu görünüyor. Denizin tarifsiz mavisi güneşin kızıllığını iştahla yutarken, serin sularda bedenlerimizi dinlendiriyoruz.

Antik Topraklarda İlerleyiş: Sidyma’dan Xanthos’a
Sabah, ağaçların arasındaki dik ve zorlu patikadan üç saatte Alınca’ya çıkıyoruz. Kartalçimen tepesinden kuşbakışı baktığımızda, güneşi yansıtan dalgaların kıyıya vuruşunu ve ağaçların arkasına saklanmış kumsalı görüyoruz. Muhtarın oğlunun çay davetinin ardından, Akdeniz’in yalnız koylarından Balartlı kumsalı ve Yediburunlar eşliğindeki manzarada yürüyüşümüze devam ediyoruz. Dağların arasına saklanmış ikiz lahitleriyle ünlü Sidyma antik kentini dolaşıp Bel mahalesindeki boş bir evin terasında geçiriyoruz geceyi.
Üçüncü günün sabahı yorgun uyanıyoruz. Yola koyuduktan bir süre sonra Pydnai ve Patara kumsalı gözlerimizin önüne seriliyor. Az sonra Özlen çayının buz gibi sularındayız. Okaliptüs ağaçları arasında kumla kaplı bir yoldan ilerleyerek, Likya’nın kutsal kentlerinden biri olan Letoon’a ulaşıyoruz. Leto’nun tanrılar tanrısı Zeus’tan olan ikizleri Apollon ve Artemis’in tapınakları yan yana. Sonrasında bir başka Likya kenti Xanthos… Kent, halkının özgürlüğe canları pahasına olan düşkünlüğüyle tanınıyor. Bölgenin detaylı kronolojisini Likya Tarihi sayfamızda bulabilirsiniz.
🏛️ Likya Yolu ve Müzekart Kullanımı
Likya Yolu üzerinde bulunan ve Ersin Demirel’in notlarında geçen Patara, Myra, Xanthos ve Phaselis gibi antik kentlere giriş yapabilmek için güncel Müzekart bilgilerine ihtiyacınız olacaktır. 2026 yılı güncel müze giriş ücretleri ve online bilet işlemleri için T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı – Müze Kart resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Kalkan ve Kaş Arası: Phellos ve Bezirgan’ın Sırları
Ertesi gün Akbel’den başlayan yürüyüşümüz, çiçekler ve makiler arasından Kalkan koylarının eşsiz görünümüyle sürüyor. Yüzlerce yıl önce, Patara kentine su getirmek için yapılan Delikkemer’i görünce şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Güneşi, bizi serinletemeyen sığ sularıyla Patara kumsalında batırıyoruz.
Yeniden deniz seviyesinden yükseklerdeyiz. Köylülerin yazın yaylaya çıkmak için kullandıkları eski göç yolundan ilerliyoruz. Bezirgan köyünün girişinde, Likya lahitleri formundaki tahıl depoları ilgimizi çekiyor. Hiç çivi kullanılmadan ahşap parçaların birbirine geçmesiyle yapılmış olmaları onları kültürel birer anıt kılıyor. Hedef Kaş. Defne ve sandal ağaçları arasında, kekik kokuları eşliğinde Eren Tepe’sine tırmanıp Phellos’a varıyoruz. Altımızda Çukubağ yaylası, ilerdeki tepelerin ardında sonsuz maviliğiyle Akdeniz bize gülümsüyor.

Kekova ve Myra: Kahinler Kenti Sura’dan Demre’ye
Limanağzı’ndan kayalıkların keskin yüzeyinde kıyı kıyı ilerliyoruz: Çoban plajı, Ufakdere, dünyanın en eski batığının çıkarıldığı Uluburun… Boğaziçi köyündeki Apollania antik kentini geziyoruz. Sıçak yarımadasının kalbinde saklanan Aperlai antik kenti biri denizin içinde olmak üzere sayısız kırık dökük lahite ev sahipliği yapıyor.
Gözlemeli kahvaltı sonrası Teimussa’yı geziyoruz. İleride Simena kalesi olanca heybetliyle yükseliyor. Bitkin bir halde kahinler kenti Sura’ya geliyoruz. Söylenceye göre, kahinler su yüzüne çıkan balıkların cinsine göre geleceği söylerlermiş. Bir sonraki gün Likya’nın görkemli kentlerinden Myra’yı dolaşıp, seralar diyarı Demre’den ayrılıyoruz. Artık yolculuğun en zorlu kısmı başlıyor: 1700 m. rakımlı Goncatepe’ye tırmanış.
Gelidonya Feneri’nden Olimpos’a: Işık Ülkesi’nin Kalbi
Finike’den başlayıp, Korsan Koyu’nda denize girdikten sonra Gelidonya Feneri’ne ulaşıyoruz. Sözcüklerin yetersiz kaldığı bir atmosferi yaşıyoruz. Karşımızda Beşadalar kararırken, güneş renk cümbüşleri yaratarak denize kavuşuyor. Keşke zamanı durdurabilsem…

Markiztepe zirvesi nefis bir panorama sunuyor: Finike, Beydağlarının doruğu Kızlarsivrisi ve turkuaz Akdeniz. Musa Dağı çıkışı tüm enerjimizi tüketiyor. Ve sonunda Olimpos… Çıralı kumsalında tüm yorgunluğumuzu atıyoruz. Phaselis’in üç doğal limanı üzerinden Şeytan kayalıklarına ve Kesme Boğaz’a ilerliyoruz. Bölgenin yaban hayatına dair detaylar Likya Faunası sayfamızda mevcuttur.
Zirveye Tırmanış: Tahtalı Dağı ve Büyük Final

Güneşin ilk ışıklarıyla uyanıp 2366 m. lik zirveye doğru yola koyuluyoruz. Hava nemli olmadığından manzara olağanüstü: Antalya’dan Gelidonya Fener’ine kadar tüm körfez önümüzde. Dağın bu bölümünde göçerlerle karşılaşıyoruz, kekik topluyorlar. Sedir ağaçlarının egemenliği yeniden başlıyor; bu asırlık ağaçları Likya Florası rehberimizde tanıtmıştık.
Son günümüz… Göynük deresinden başlayıp Elmayani çeşmesine varıyoruz. Tırmanış yorucu, toprak sürekli kayıyor. Hisarçandır’a giriyoruz. Rota burada iki alternatif sunuyor. Biz Üçsöğüt Yaylası üzerinden Sarısu otobüs durağı parkurunu seçiyoruz. Artık düş bitti… Sözcükler bazen yaşanılanı ifade etmede yetersiz kalıyor. Likya ülkesinin gizemini, Tahtalı’nın zirvesini hissedebilmek için bu eşsiz serüveni sizin de yaşamanız gerekiyor.
🏛️ Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Likya Yolu yürüyüşü ne kadar sürer?
Ersin Demirel’in bu günlüğünde anlattığı tam parkur, tempo ve molalara bağlı olarak ortalama 25-30 gün sürer. Ancak çoğu yürüyüşçü rotayı 4-5 günlük parçalar halinde tamamlar.
Yürüyüş için en ideal zaman nedir?
Bölgenin sıcaklık değerleri göz önüne alındığında, en ideal zamanlar ilkbahar (Mart-Mayıs) ve sonbahar (Eylül-Kasım) aylarıdır.
Konaklama imkanları nasıldır?
Rota boyunca hem çadır kampı yapabilir hem de Ersin Bey’in notlarında geçtiği gibi köy evlerinde veya butik pansiyonlarda konaklayabilirsiniz. Detaylı bilgi için Likya Rehberi sayfamıza göz atın.

